en
en

Dr. Marcus Rodriguez

Profession: Veterinarian
Years of Experience: 8 years
Specialization: Feline Medicine
Message: "Cats hold a special place in my heart. Providing them with compassionate care and expertise is my utmost priority."

2 Reviews

Fatih – Feb 21, 2026

Sefiller (Fransızca: Les Misérables) kitabından sizler için derlediğimiz alıntılar aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar. 1. ”Doğru ya da yanlış, insanlar hakkında söylenenler, onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir.” (1.cilt s. 3) 2. ”Ümitsizce ölecek olan bu adam için ölüm bir uçurum gibiydi. Bu kasvetli eşiğin önünde titrerken korkuya kapılarak geri çekiliyordu. Başına gelenlere tamamıyla kayıtsız kalacak kadar cahil değildi. Onda derin bir şok etkisi yaratan mahkumiyeti, bizi hayat dediğimiz o gizemler aleminden ayıran bölmeyi sağından solundan çatlatmıştı. Hiç durmadan o bölmenin ölümcül gediklerinden bu dünyanın dışına bakıyor ve sadece karanlıkları görüyordu.” (1.cilt s. 18) 3. ”Başkalarının burnunun ucundan ötesi görülemiyorsa, yukarıda olmak neye yarar? Keyifle yaşayalım. Yaşam, hepsi bu…” (1.cilt s. 35) 4. ”Ben hiçliği temsil ediyorum. Adım Hiçlik kontu, senatör. Doğmadan önce var mıydım? Hayır. Öldükten sonra var olacak mıyım? Hayır. Ben neyim? Bir organizmaya eklenmiş bir parça toz. Bu dünyada ne yapacağım? Seçme hakkı benim. Acı çekmek ya da keyif almak.” (1.cilt s. 36) 5. ”Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden başka bir şey değildir. Bize onları üzerlerinden konuşabilmemi için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamıyla eğitebilecek kapasiteyi tam layık görmedi; bu neye yaradı? Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayı yani eğitebilme imkanını verdi.” (1.cilt s. 204) 6. ”Bazı insanlar sadece konuşma ihtiyaçlarını tatmin etmek için kötülük yaparlar. Konuşmaları, salonlardaki sohbetleri, bekleme odalarındaki gevezelikleri odunu çabuk tüketen sobalara benzer; onlara çok yakacak gerekir ve yakacak malzemeleri de çevrelerindeki insanlardır.” (1.cilt s. 214) 7. ”Toplum bir köle satın almıştı. Kimden? Sefaletten. Açlıktan soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.” (1.cilt s. 225) 8. ”İçinde onca çaba harcayarak kurtulduğu fırtına yeniden üzerine çullandı. Birbirlerine karışmaya başlayan düşünceleri umutsuzluğa özgü bir şaşkınlığı bilinçsizliği barındırıyorlardı.” (1.cilt s. 282) 9. ”Yolculuk etmek her an doğup, her an ölmek anlamına gelir. Belki de zihninin belli belirsiz derinliklerinde bu değişen ufuklarla insanın varoluşunu yakınlaştırıyordu.” (1.cilt s. 296) 10. ”Dürüstlük, içtenlik, iyi yüreklilik, inanç, görev aşkı yollarını şaşırdıklarında iğrençleşebilirler, ama bu iğrençlikte bile soyluluklarını korurlardı; insan vicdanına özgü görkemlilikleri dehşetin içinde bile varlığını sürdürürdü: Bunlar yanılgı gibi bir günahı olan erdemlerdi. İçi gaddarlıkla dolu bir bağnazın acımasız ve dürüst sevinci içinde iğrenç bir saygınlığı barındıran bir ışıltı yayar.” (1.cilt s. 345) 11. ”Bu dünyada tepeden tırnağa sarsılarak titreyen iki varlık mevcuttur: Çocuğuna kavuşan anne ve avını bulan kaplan.” (1.cilt s. 558) 12. ”Demokrasinin büyüklüğü insana ait hiçbir değeri inkar etmemesindendir. İnsan haklarının yanında, en azından bir köşede ruhun da hakları vardır. Bağnazlıkları ezmek ve sonsuzluğa saygı duymak, işte yapılması gereken budur.” (1.cilt s. 608) 13. ”Hiçlik yoktur. Sıfır yoktur. Her şey bir şeydir. Hiçbir şey hiçbir şey değildir.” (1.cilt s. 610) 14. ”Yumurcak, bir ulus için hem bir lütuf, hem de bir hastalık, iyileştirilmesi gereken bir hastalıktır; Nasıl? Işıkla. Işık iyileştirir. Işık aydınlatır. Toplumun cömert aydınlığı bilimden, edebiyattan sanattan, eğitimden yayılır. ”İnsanlar yaratın, insanlar yaratın.” Sizi ısıtmaları için onları aydınlatın.” (1.cilt s. 690) 15. ”…Sezar söyleseydi bana Şanla şöhreti Ve söyleseydi Annemin sevgisini terk etmem gerektiğini Büyük Sezar’ a söylerdim Süslü savaş arabasını ve asasını Alıp gitmesini Çünkü annemi sevdiğimi” (1.cilt s. 795) 16. ”Hayat, bahtsızlık, yalıtılmışlık, terk edilmişlik, yoksulluk kahramanları, bazen de ünlü kahramanlardan daha heybetli meçhul kahramanları olan savaş alanlarıdır..” (1.cilt s. 800) 17. ”Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.” (1.cilt s. 838) 18. ”Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler. O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.” (2.cilt s. 20) 19. ”Yorgun insanlar dinlenmek istiyor, gerçeklerse güvence talep ediyor. Gerçekler için güvence neyse insanlar için dinlenme de oydu.” (2.cilt s. 110) 20. ”Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.” (2.cilt s. 156) 21. ”Geriye tek bir hoş düşünce kalmıştı, o da onu sevmiş, bakışlarıyla bunu belli etmişti, ismini bilmese de ruhunu tanıyordu ve belki de ne kadar gizemli olursa olsun bulunduğu yerde Marius’u sevmeye devam ediyordu. Onu nasıl düşünüyorsa o da düşünüyor olamaz mıydı? Bazen seven her yüreğin yaşadığı o tarifi imkansız anlarda, sadece kederle dolu zihninde sevincin belli belirsiz titreşdiğini hissetti.” (2.cilt s. 157) 22. ”Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir. Felsefede mutlak gerçeğe varılmasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılmazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir çoskuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.” (2.cilt s .185) 23. ”Başkalarına tüy gibi hafif gelen şey, sana kaya gibi ağır gelecek. En sıradan şey bile sana dik bir yokuş gibi görünecek. … Herkes merdiveninden aşağıya iniyor; sen çarşafını yırtıp parçalarını birbirlerine bağlayarak ip yapacak, sonra bu ipi gece vakti, fırtınada, yağmurda, kasırgada pencerenin altındaki uçuruma sarkıtacaksın ve ip kısa gelirse aşağıya inmenin tek yolu inmek olacak. belli bir yükseklikten tesadüfen aşağıya, bir uçuruma düşmek, ama neyin üstüne? Meçhule.” (2.cilt s. 225) 24. ” ”Mutlu Son”, bu ifadeyi düşünün. Canlılar sonsuzluğu görür; mutlak sonu ise ancak ölüler görebilir. O zamana kadar sevin ve acı çekin, umut edip düşleyin, Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (2.cilt s. 241) 25. ”Sevilmek ne ulvi bir şey! Ondan daha ulvi olan ise sevilmek! Yürek tutkuyla yücelir. O saflıktan oluşur; … Seven biri olmasaydı Güneş sönerdi.” (2.cilt s. 242) 26. ”Sosyal bir yaranın, uçurumun, bir toplumun derinlikleri araştırıldığında, daha dibe inmek ne amandan beri suç olarak kabul ediliyor? … Her şeyi araştırmamak, her şeyi incelememek, yarı yolda durmak, ama neden?” (2.cilt s. 292) 27. ”Ne yaparsanız yapın, insan yüreğindeki o sonsuz kalıntıyı aşkı yok edemezsiniz.” (2.cilt s. 307) 28. ”Mutlu ve saf tutkunun insanı mükemmeliyete götürdüğüne inanmak yanılgıdır; o bizi sadece, daha önce de belirttiğimiz gibi her şeyi unutmaya sürükler. Bu koşullar altında insan kötü davranmayı unuttuğu gibi iyi davranmayı da unutur.” (2.cilt s. 330) 29. ”Ve kim unutabilirdi Aşkın sevimli bir argoda gevelediği Kurdeleleri, çiçekleri, hareli kumaşları, tülleri Gök kubbeyi izlediğimiz o seher vaktini.” (2.cilt s. 441) 30. ”İnsanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir keskinliğin yüreğe sızması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. …Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.” (2.cilt s. 496) 31. ”Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılar üzerinde ise korkunç bir etki bırakırlar.” (2.cilt s. 497) 32. ”Hiçbir şey yağmurla yıkanmış, güneşle kurulanmış, sıcak bir serinlik yayan yeşillikler kadar muhteşem olamaz. …İlkbahar geçici bir cennettir; güneş insana sabretmeyi öğretir.” (2.cilt s. 568) 33. ”Umutsuzluğa kapılan yanılır. İlerlemenin uyanışı kaçınılmazdır ve netice itibarıyla büyüdüğü için uyurken bile yürüdüğü söylenebilir. Yeniden ayağa kalktığında boyunun uzadığı görülür. Nehirler gibi ilerlemenin de daima sakin olduğu söylenemez. Önüne engel koymayın, içine kaya fırlatmayın; engel suyu köpürtür insanlığı kızıştırır. Çatışmalar bundan kaynaklanır…” (2.cilt s. 587) 34. ”Endişelerden biri düşünmek zorunda olmasaydı. Çelişen duyguların yoğunluğu onu buna zorluyordu. Hiç alışık olmadığı düşünme eylemi ona garip bir şekilde ıstırap verici geliyordu.” (2.cilt s. 679) 35. ”Zaten geçmişin zihninde bir belirip kaybolan görüntüleri arasında şaşırdığı tek şey bu değildi. Mutlu olsun, halinden memnun olsun fark etmezdi, hafızanın insanı melankolik bir ifadeyle geçmişe bakmaya zorlayan takıntılarından kurtulduğunu sanmamalıydı. Geriye dönüp silinmiş ufuklara bakmayan bir baş düşünceden de aşktan da yoksundur.” (2.cilt s. 720) 36. ”Sevmek, sevilmek gençseniz ne güzel bir mucizedir!” (2.cilt s. 744) 37. ”Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. Sevmek tamamlanmaktır.” (2.cilt s. 747) 38. ”Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.” (2.cilt s. 799) 39. ”Uyuyor. Tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı Meleğini kaybedince ölüp gitti İşler kendiliğinden olup bitti Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.” (2.cilt s. 837) Sefiller – Victor Hugo ********************************************************** Sefiller (Fransızca: Les Misérables) kitabından sizler için derlediğimiz alıntılar aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar. 1. ”Doğru ya da yanlış, insanlar hakkında söylenenler, onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir.” (1.cilt s. 3) 2. ”Ümitsizce ölecek olan bu adam için ölüm bir uçurum gibiydi. Bu kasvetli eşiğin önünde titrerken korkuya kapılarak geri çekiliyordu. Başına gelenlere tamamıyla kayıtsız kalacak kadar cahil değildi. Onda derin bir şok etkisi yaratan mahkumiyeti, bizi hayat dediğimiz o gizemler aleminden ayıran bölmeyi sağından solundan çatlatmıştı. Hiç durmadan o bölmenin ölümcül gediklerinden bu dünyanın dışına bakıyor ve sadece karanlıkları görüyordu.” (1.cilt s. 18) 3. ”Başkalarının burnunun ucundan ötesi görülemiyorsa, yukarıda olmak neye yarar? Keyifle yaşayalım. Yaşam, hepsi bu…” (1.cilt s. 35) 4. ”Ben hiçliği temsil ediyorum. Adım Hiçlik kontu, senatör. Doğmadan önce var mıydım? Hayır. Öldükten sonra var olacak mıyım? Hayır. Ben neyim? Bir organizmaya eklenmiş bir parça toz. Bu dünyada ne yapacağım? Seçme hakkı benim. Acı çekmek ya da keyif almak.” (1.cilt s. 36) 5. ”Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden başka bir şey değildir. Bize onları üzerlerinden konuşabilmemi için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamıyla eğitebilecek kapasiteyi tam layık görmedi; bu neye yaradı? Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayı yani eğitebilme imkanını verdi.” (1.cilt s. 204) 6. ”Bazı insanlar sadece konuşma ihtiyaçlarını tatmin etmek için kötülük yaparlar. Konuşmaları, salonlardaki sohbetleri, bekleme odalarındaki gevezelikleri odunu çabuk tüketen sobalara benzer; onlara çok yakacak gerekir ve yakacak malzemeleri de çevrelerindeki insanlardır.” (1.cilt s. 214) 7. ”Toplum bir köle satın almıştı. Kimden? Sefaletten. Açlıktan soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.” (1.cilt s. 225) 8. ”İçinde onca çaba harcayarak kurtulduğu fırtına yeniden üzerine çullandı. Birbirlerine karışmaya başlayan düşünceleri umutsuzluğa özgü bir şaşkınlığı bilinçsizliği barındırıyorlardı.” (1.cilt s. 282) 9. ”Yolculuk etmek her an doğup, her an ölmek anlamına gelir. Belki de zihninin belli belirsiz derinliklerinde bu değişen ufuklarla insanın varoluşunu yakınlaştırıyordu.” (1.cilt s. 296) 10. ”Dürüstlük, içtenlik, iyi yüreklilik, inanç, görev aşkı yollarını şaşırdıklarında iğrençleşebilirler, ama bu iğrençlikte bile soyluluklarını korurlardı; insan vicdanına özgü görkemlilikleri dehşetin içinde bile varlığını sürdürürdü: Bunlar yanılgı gibi bir günahı olan erdemlerdi. İçi gaddarlıkla dolu bir bağnazın acımasız ve dürüst sevinci içinde iğrenç bir saygınlığı barındıran bir ışıltı yayar.” (1.cilt s. 345) 11. ”Bu dünyada tepeden tırnağa sarsılarak titreyen iki varlık mevcuttur: Çocuğuna kavuşan anne ve avını bulan kaplan.” (1.cilt s. 558) 12. ”Demokrasinin büyüklüğü insana ait hiçbir değeri inkar etmemesindendir. İnsan haklarının yanında, en azından bir köşede ruhun da hakları vardır. Bağnazlıkları ezmek ve sonsuzluğa saygı duymak, işte yapılması gereken budur.” (1.cilt s. 608) 13. ”Hiçlik yoktur. Sıfır yoktur. Her şey bir şeydir. Hiçbir şey hiçbir şey değildir.” (1.cilt s. 610) 14. ”Yumurcak, bir ulus için hem bir lütuf, hem de bir hastalık, iyileştirilmesi gereken bir hastalıktır; Nasıl? Işıkla. Işık iyileştirir. Işık aydınlatır. Toplumun cömert aydınlığı bilimden, edebiyattan sanattan, eğitimden yayılır. ”İnsanlar yaratın, insanlar yaratın.” Sizi ısıtmaları için onları aydınlatın.” (1.cilt s. 690) 15. ”…Sezar söyleseydi bana Şanla şöhreti Ve söyleseydi Annemin sevgisini terk etmem gerektiğini Büyük Sezar’ a söylerdim Süslü savaş arabasını ve asasını Alıp gitmesini Çünkü annemi sevdiğimi” (1.cilt s. 795) 16. ”Hayat, bahtsızlık, yalıtılmışlık, terk edilmişlik, yoksulluk kahramanları, bazen de ünlü kahramanlardan daha heybetli meçhul kahramanları olan savaş alanlarıdır..” (1.cilt s. 800) 17. ”Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.” (1.cilt s. 838) 18. ”Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler. O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.” (2.cilt s. 20) 19. ”Yorgun insanlar dinlenmek istiyor, gerçeklerse güvence talep ediyor. Gerçekler için güvence neyse insanlar için dinlenme de oydu.” (2.cilt s. 110) 20. ”Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.” (2.cilt s. 156) 21. ”Geriye tek bir hoş düşünce kalmıştı, o da onu sevmiş, bakışlarıyla bunu belli etmişti, ismini bilmese de ruhunu tanıyordu ve belki de ne kadar gizemli olursa olsun bulunduğu yerde Marius’u sevmeye devam ediyordu. Onu nasıl düşünüyorsa o da düşünüyor olamaz mıydı? Bazen seven her yüreğin yaşadığı o tarifi imkansız anlarda, sadece kederle dolu zihninde sevincin belli belirsiz titreşdiğini hissetti.” (2.cilt s. 157) 22. ”Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir. Felsefede mutlak gerçeğe varılmasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılmazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir çoskuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.” (2.cilt s .185) 23. ”Başkalarına tüy gibi hafif gelen şey, sana kaya gibi ağır gelecek. En sıradan şey bile sana dik bir yokuş gibi görünecek. … Herkes merdiveninden aşağıya iniyor; sen çarşafını yırtıp parçalarını birbirlerine bağlayarak ip yapacak, sonra bu ipi gece vakti, fırtınada, yağmurda, kasırgada pencerenin altındaki uçuruma sarkıtacaksın ve ip kısa gelirse aşağıya inmenin tek yolu inmek olacak. belli bir yükseklikten tesadüfen aşağıya, bir uçuruma düşmek, ama neyin üstüne? Meçhule.” (2.cilt s. 225) 24. ” ”Mutlu Son”, bu ifadeyi düşünün. Canlılar sonsuzluğu görür; mutlak sonu ise ancak ölüler görebilir. O zamana kadar sevin ve acı çekin, umut edip düşleyin, Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (2.cilt s. 241) 25. ”Sevilmek ne ulvi bir şey! Ondan daha ulvi olan ise sevilmek! Yürek tutkuyla yücelir. O saflıktan oluşur; … Seven biri olmasaydı Güneş sönerdi.” (2.cilt s. 242) 26. ”Sosyal bir yaranın, uçurumun, bir toplumun derinlikleri araştırıldığında, daha dibe inmek ne amandan beri suç olarak kabul ediliyor? … Her şeyi araştırmamak, her şeyi incelememek, yarı yolda durmak, ama neden?” (2.cilt s. 292) 27. ”Ne yaparsanız yapın, insan yüreğindeki o sonsuz kalıntıyı aşkı yok edemezsiniz.” (2.cilt s. 307) 28. ”Mutlu ve saf tutkunun insanı mükemmeliyete götürdüğüne inanmak yanılgıdır; o bizi sadece, daha önce de belirttiğimiz gibi her şeyi unutmaya sürükler. Bu koşullar altında insan kötü davranmayı unuttuğu gibi iyi davranmayı da unutur.” (2.cilt s. 330) 29. ”Ve kim unutabilirdi Aşkın sevimli bir argoda gevelediği Kurdeleleri, çiçekleri, hareli kumaşları, tülleri Gök kubbeyi izlediğimiz o seher vaktini.” (2.cilt s. 441) 30. ”İnsanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir keskinliğin yüreğe sızması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. …Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.” (2.cilt s. 496) 31. ”Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılar üzerinde ise korkunç bir etki bırakırlar.” (2.cilt s. 497) 32. ”Hiçbir şey yağmurla yıkanmış, güneşle kurulanmış, sıcak bir serinlik yayan yeşillikler kadar muhteşem olamaz. …İlkbahar geçici bir cennettir; güneş insana sabretmeyi öğretir.” (2.cilt s. 568) 33. ”Umutsuzluğa kapılan yanılır. İlerlemenin uyanışı kaçınılmazdır ve netice itibarıyla büyüdüğü için uyurken bile yürüdüğü söylenebilir. Yeniden ayağa kalktığında boyunun uzadığı görülür. Nehirler gibi ilerlemenin de daima sakin olduğu söylenemez. Önüne engel koymayın, içine kaya fırlatmayın; engel suyu köpürtür insanlığı kızıştırır. Çatışmalar bundan kaynaklanır…” (2.cilt s. 587) 34. ”Endişelerden biri düşünmek zorunda olmasaydı. Çelişen duyguların yoğunluğu onu buna zorluyordu. Hiç alışık olmadığı düşünme eylemi ona garip bir şekilde ıstırap verici geliyordu.” (2.cilt s. 679) 35. ”Zaten geçmişin zihninde bir belirip kaybolan görüntüleri arasında şaşırdığı tek şey bu değildi. Mutlu olsun, halinden memnun olsun fark etmezdi, hafızanın insanı melankolik bir ifadeyle geçmişe bakmaya zorlayan takıntılarından kurtulduğunu sanmamalıydı. Geriye dönüp silinmiş ufuklara bakmayan bir baş düşünceden de aşktan da yoksundur.” (2.cilt s. 720) 36. ”Sevmek, sevilmek gençseniz ne güzel bir mucizedir!” (2.cilt s. 744) 37. ”Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. Sevmek tamamlanmaktır.” (2.cilt s. 747) 38. ”Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.” (2.cilt s. 799) 39. ”Uyuyor. Tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı Meleğini kaybedince ölüp gitti İşler kendiliğinden olup bitti Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.” (2.cilt s. 837) Sefiller – Victor Hugo ********************************************************** Sefiller (Fransızca: Les Misérables) kitabından sizler için derlediğimiz alıntılar aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar. 1. ”Doğru ya da yanlış, insanlar hakkında söylenenler, onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir.” (1.cilt s. 3) 2. ”Ümitsizce ölecek olan bu adam için ölüm bir uçurum gibiydi. Bu kasvetli eşiğin önünde titrerken korkuya kapılarak geri çekiliyordu. Başına gelenlere tamamıyla kayıtsız kalacak kadar cahil değildi. Onda derin bir şok etkisi yaratan mahkumiyeti, bizi hayat dediğimiz o gizemler aleminden ayıran bölmeyi sağından solundan çatlatmıştı. Hiç durmadan o bölmenin ölümcül gediklerinden bu dünyanın dışına bakıyor ve sadece karanlıkları görüyordu.” (1.cilt s. 18) 3. ”Başkalarının burnunun ucundan ötesi görülemiyorsa, yukarıda olmak neye yarar? Keyifle yaşayalım. Yaşam, hepsi bu…” (1.cilt s. 35) 4. ”Ben hiçliği temsil ediyorum. Adım Hiçlik kontu, senatör. Doğmadan önce var mıydım? Hayır. Öldükten sonra var olacak mıyım? Hayır. Ben neyim? Bir organizmaya eklenmiş bir parça toz. Bu dünyada ne yapacağım? Seçme hakkı benim. Acı çekmek ya da keyif almak.” (1.cilt s. 36) 5. ”Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden başka bir şey değildir. Bize onları üzerlerinden konuşabilmemi için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamıyla eğitebilecek kapasiteyi tam layık görmedi; bu neye yaradı? Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayı yani eğitebilme imkanını verdi.” (1.cilt s. 204) 6. ”Bazı insanlar sadece konuşma ihtiyaçlarını tatmin etmek için kötülük yaparlar. Konuşmaları, salonlardaki sohbetleri, bekleme odalarındaki gevezelikleri odunu çabuk tüketen sobalara benzer; onlara çok yakacak gerekir ve yakacak malzemeleri de çevrelerindeki insanlardır.” (1.cilt s. 214) 7. ”Toplum bir köle satın almıştı. Kimden? Sefaletten. Açlıktan soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.” (1.cilt s. 225) 8. ”İçinde onca çaba harcayarak kurtulduğu fırtına yeniden üzerine çullandı. Birbirlerine karışmaya başlayan düşünceleri umutsuzluğa özgü bir şaşkınlığı bilinçsizliği barındırıyorlardı.” (1.cilt s. 282) 9. ”Yolculuk etmek her an doğup, her an ölmek anlamına gelir. Belki de zihninin belli belirsiz derinliklerinde bu değişen ufuklarla insanın varoluşunu yakınlaştırıyordu.” (1.cilt s. 296) 10. ”Dürüstlük, içtenlik, iyi yüreklilik, inanç, görev aşkı yollarını şaşırdıklarında iğrençleşebilirler, ama bu iğrençlikte bile soyluluklarını korurlardı; insan vicdanına özgü görkemlilikleri dehşetin içinde bile varlığını sürdürürdü: Bunlar yanılgı gibi bir günahı olan erdemlerdi. İçi gaddarlıkla dolu bir bağnazın acımasız ve dürüst sevinci içinde iğrenç bir saygınlığı barındıran bir ışıltı yayar.” (1.cilt s. 345) 11. ”Bu dünyada tepeden tırnağa sarsılarak titreyen iki varlık mevcuttur: Çocuğuna kavuşan anne ve avını bulan kaplan.” (1.cilt s. 558) 12. ”Demokrasinin büyüklüğü insana ait hiçbir değeri inkar etmemesindendir. İnsan haklarının yanında, en azından bir köşede ruhun da hakları vardır. Bağnazlıkları ezmek ve sonsuzluğa saygı duymak, işte yapılması gereken budur.” (1.cilt s. 608) 13. ”Hiçlik yoktur. Sıfır yoktur. Her şey bir şeydir. Hiçbir şey hiçbir şey değildir.” (1.cilt s. 610) 14. ”Yumurcak, bir ulus için hem bir lütuf, hem de bir hastalık, iyileştirilmesi gereken bir hastalıktır; Nasıl? Işıkla. Işık iyileştirir. Işık aydınlatır. Toplumun cömert aydınlığı bilimden, edebiyattan sanattan, eğitimden yayılır. ”İnsanlar yaratın, insanlar yaratın.” Sizi ısıtmaları için onları aydınlatın.” (1.cilt s. 690) 15. ”…Sezar söyleseydi bana Şanla şöhreti Ve söyleseydi Annemin sevgisini terk etmem gerektiğini Büyük Sezar’ a söylerdim Süslü savaş arabasını ve asasını Alıp gitmesini Çünkü annemi sevdiğimi” (1.cilt s. 795) 16. ”Hayat, bahtsızlık, yalıtılmışlık, terk edilmişlik, yoksulluk kahramanları, bazen de ünlü kahramanlardan daha heybetli meçhul kahramanları olan savaş alanlarıdır..” (1.cilt s. 800) 17. ”Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.” (1.cilt s. 838) 18. ”Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler. O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.” (2.cilt s. 20) 19. ”Yorgun insanlar dinlenmek istiyor, gerçeklerse güvence talep ediyor. Gerçekler için güvence neyse insanlar için dinlenme de oydu.” (2.cilt s. 110) 20. ”Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.” (2.cilt s. 156) 21. ”Geriye tek bir hoş düşünce kalmıştı, o da onu sevmiş, bakışlarıyla bunu belli etmişti, ismini bilmese de ruhunu tanıyordu ve belki de ne kadar gizemli olursa olsun bulunduğu yerde Marius’u sevmeye devam ediyordu. Onu nasıl düşünüyorsa o da düşünüyor olamaz mıydı? Bazen seven her yüreğin yaşadığı o tarifi imkansız anlarda, sadece kederle dolu zihninde sevincin belli belirsiz titreşdiğini hissetti.” (2.cilt s. 157) 22. ”Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir. Felsefede mutlak gerçeğe varılmasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılmazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir çoskuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.” (2.cilt s .185) 23. ”Başkalarına tüy gibi hafif gelen şey, sana kaya gibi ağır gelecek. En sıradan şey bile sana dik bir yokuş gibi görünecek. … Herkes merdiveninden aşağıya iniyor; sen çarşafını yırtıp parçalarını birbirlerine bağlayarak ip yapacak, sonra bu ipi gece vakti, fırtınada, yağmurda, kasırgada pencerenin altındaki uçuruma sarkıtacaksın ve ip kısa gelirse aşağıya inmenin tek yolu inmek olacak. belli bir yükseklikten tesadüfen aşağıya, bir uçuruma düşmek, ama neyin üstüne? Meçhule.” (2.cilt s. 225) 24. ” ”Mutlu Son”, bu ifadeyi düşünün. Canlılar sonsuzluğu görür; mutlak sonu ise ancak ölüler görebilir. O zamana kadar sevin ve acı çekin, umut edip düşleyin, Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (2.cilt s. 241) 25. ”Sevilmek ne ulvi bir şey! Ondan daha ulvi olan ise sevilmek! Yürek tutkuyla yücelir. O saflıktan oluşur; … Seven biri olmasaydı Güneş sönerdi.” (2.cilt s. 242) 26. ”Sosyal bir yaranın, uçurumun, bir toplumun derinlikleri araştırıldığında, daha dibe inmek ne amandan beri suç olarak kabul ediliyor? … Her şeyi araştırmamak, her şeyi incelememek, yarı yolda durmak, ama neden?” (2.cilt s. 292) 27. ”Ne yaparsanız yapın, insan yüreğindeki o sonsuz kalıntıyı aşkı yok edemezsiniz.” (2.cilt s. 307) 28. ”Mutlu ve saf tutkunun insanı mükemmeliyete götürdüğüne inanmak yanılgıdır; o bizi sadece, daha önce de belirttiğimiz gibi her şeyi unutmaya sürükler. Bu koşullar altında insan kötü davranmayı unuttuğu gibi iyi davranmayı da unutur.” (2.cilt s. 330) 29. ”Ve kim unutabilirdi Aşkın sevimli bir argoda gevelediği Kurdeleleri, çiçekleri, hareli kumaşları, tülleri Gök kubbeyi izlediğimiz o seher vaktini.” (2.cilt s. 441) 30. ”İnsanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir keskinliğin yüreğe sızması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. …Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.” (2.cilt s. 496) 31. ”Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılar üzerinde ise korkunç bir etki bırakırlar.” (2.cilt s. 497) 32. ”Hiçbir şey yağmurla yıkanmış, güneşle kurulanmış, sıcak bir serinlik yayan yeşillikler kadar muhteşem olamaz. …İlkbahar geçici bir cennettir; güneş insana sabretmeyi öğretir.” (2.cilt s. 568) 33. ”Umutsuzluğa kapılan yanılır. İlerlemenin uyanışı kaçınılmazdır ve netice itibarıyla büyüdüğü için uyurken bile yürüdüğü söylenebilir. Yeniden ayağa kalktığında boyunun uzadığı görülür. Nehirler gibi ilerlemenin de daima sakin olduğu söylenemez. Önüne engel koymayın, içine kaya fırlatmayın; engel suyu köpürtür insanlığı kızıştırır. Çatışmalar bundan kaynaklanır…” (2.cilt s. 587) 34. ”Endişelerden biri düşünmek zorunda olmasaydı. Çelişen duyguların yoğunluğu onu buna zorluyordu. Hiç alışık olmadığı düşünme eylemi ona garip bir şekilde ıstırap verici geliyordu.” (2.cilt s. 679) 35. ”Zaten geçmişin zihninde bir belirip kaybolan görüntüleri arasında şaşırdığı tek şey bu değildi. Mutlu olsun, halinden memnun olsun fark etmezdi, hafızanın insanı melankolik bir ifadeyle geçmişe bakmaya zorlayan takıntılarından kurtulduğunu sanmamalıydı. Geriye dönüp silinmiş ufuklara bakmayan bir baş düşünceden de aşktan da yoksundur.” (2.cilt s. 720) 36. ”Sevmek, sevilmek gençseniz ne güzel bir mucizedir!” (2.cilt s. 744) 37. ”Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. Sevmek tamamlanmaktır.” (2.cilt s. 747) 38. ”Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.” (2.cilt s. 799) 39. ”Uyuyor. Tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı Meleğini kaybedince ölüp gitti İşler kendiliğinden olup bitti Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.” (2.cilt s. 837) Sefiller – Victor Hugo ********************************************************** Sefiller (Fransızca: Les Misérables) kitabından sizler için derlediğimiz alıntılar aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar. 1. ”Doğru ya da yanlış, insanlar hakkında söylenenler, onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir.” (1.cilt s. 3) 2. ”Ümitsizce ölecek olan bu adam için ölüm bir uçurum gibiydi. Bu kasvetli eşiğin önünde titrerken korkuya kapılarak geri çekiliyordu. Başına gelenlere tamamıyla kayıtsız kalacak kadar cahil değildi. Onda derin bir şok etkisi yaratan mahkumiyeti, bizi hayat dediğimiz o gizemler aleminden ayıran bölmeyi sağından solundan çatlatmıştı. Hiç durmadan o bölmenin ölümcül gediklerinden bu dünyanın dışına bakıyor ve sadece karanlıkları görüyordu.” (1.cilt s. 18) 3. ”Başkalarının burnunun ucundan ötesi görülemiyorsa, yukarıda olmak neye yarar? Keyifle yaşayalım. Yaşam, hepsi bu…” (1.cilt s. 35) 4. ”Ben hiçliği temsil ediyorum. Adım Hiçlik kontu, senatör. Doğmadan önce var mıydım? Hayır. Öldükten sonra var olacak mıyım? Hayır. Ben neyim? Bir organizmaya eklenmiş bir parça toz. Bu dünyada ne yapacağım? Seçme hakkı benim. Acı çekmek ya da keyif almak.” (1.cilt s. 36) 5. ”Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden başka bir şey değildir. Bize onları üzerlerinden konuşabilmemi için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamıyla eğitebilecek kapasiteyi tam layık görmedi; bu neye yaradı? Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayı yani eğitebilme imkanını verdi.” (1.cilt s. 204) 6. ”Bazı insanlar sadece konuşma ihtiyaçlarını tatmin etmek için kötülük yaparlar. Konuşmaları, salonlardaki sohbetleri, bekleme odalarındaki gevezelikleri odunu çabuk tüketen sobalara benzer; onlara çok yakacak gerekir ve yakacak malzemeleri de çevrelerindeki insanlardır.” (1.cilt s. 214) 7. ”Toplum bir köle satın almıştı. Kimden? Sefaletten. Açlıktan soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.” (1.cilt s. 225) 8. ”İçinde onca çaba harcayarak kurtulduğu fırtına yeniden üzerine çullandı. Birbirlerine karışmaya başlayan düşünceleri umutsuzluğa özgü bir şaşkınlığı bilinçsizliği barındırıyorlardı.” (1.cilt s. 282) 9. ”Yolculuk etmek her an doğup, her an ölmek anlamına gelir. Belki de zihninin belli belirsiz derinliklerinde bu değişen ufuklarla insanın varoluşunu yakınlaştırıyordu.” (1.cilt s. 296) 10. ”Dürüstlük, içtenlik, iyi yüreklilik, inanç, görev aşkı yollarını şaşırdıklarında iğrençleşebilirler, ama bu iğrençlikte bile soyluluklarını korurlardı; insan vicdanına özgü görkemlilikleri dehşetin içinde bile varlığını sürdürürdü: Bunlar yanılgı gibi bir günahı olan erdemlerdi. İçi gaddarlıkla dolu bir bağnazın acımasız ve dürüst sevinci içinde iğrenç bir saygınlığı barındıran bir ışıltı yayar.” (1.cilt s. 345) 11. ”Bu dünyada tepeden tırnağa sarsılarak titreyen iki varlık mevcuttur: Çocuğuna kavuşan anne ve avını bulan kaplan.” (1.cilt s. 558) 12. ”Demokrasinin büyüklüğü insana ait hiçbir değeri inkar etmemesindendir. İnsan haklarının yanında, en azından bir köşede ruhun da hakları vardır. Bağnazlıkları ezmek ve sonsuzluğa saygı duymak, işte yapılması gereken budur.” (1.cilt s. 608) 13. ”Hiçlik yoktur. Sıfır yoktur. Her şey bir şeydir. Hiçbir şey hiçbir şey değildir.” (1.cilt s. 610) 14. ”Yumurcak, bir ulus için hem bir lütuf, hem de bir hastalık, iyileştirilmesi gereken bir hastalıktır; Nasıl? Işıkla. Işık iyileştirir. Işık aydınlatır. Toplumun cömert aydınlığı bilimden, edebiyattan sanattan, eğitimden yayılır. ”İnsanlar yaratın, insanlar yaratın.” Sizi ısıtmaları için onları aydınlatın.” (1.cilt s. 690) 15. ”…Sezar söyleseydi bana Şanla şöhreti Ve söyleseydi Annemin sevgisini terk etmem gerektiğini Büyük Sezar’ a söylerdim Süslü savaş arabasını ve asasını Alıp gitmesini Çünkü annemi sevdiğimi” (1.cilt s. 795) 16. ”Hayat, bahtsızlık, yalıtılmışlık, terk edilmişlik, yoksulluk kahramanları, bazen de ünlü kahramanlardan daha heybetli meçhul kahramanları olan savaş alanlarıdır..” (1.cilt s. 800) 17. ”Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.” (1.cilt s. 838) 18. ”Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler. O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.” (2.cilt s. 20) 19. ”Yorgun insanlar dinlenmek istiyor, gerçeklerse güvence talep ediyor. Gerçekler için güvence neyse insanlar için dinlenme de oydu.” (2.cilt s. 110) 20. ”Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.” (2.cilt s. 156) 21. ”Geriye tek bir hoş düşünce kalmıştı, o da onu sevmiş, bakışlarıyla bunu belli etmişti, ismini bilmese de ruhunu tanıyordu ve belki de ne kadar gizemli olursa olsun bulunduğu yerde Marius’u sevmeye devam ediyordu. Onu nasıl düşünüyorsa o da düşünüyor olamaz mıydı? Bazen seven her yüreğin yaşadığı o tarifi imkansız anlarda, sadece kederle dolu zihninde sevincin belli belirsiz titreşdiğini hissetti.” (2.cilt s. 157) 22. ”Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir. Felsefede mutlak gerçeğe varılmasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılmazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir çoskuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.” (2.cilt s .185) 23. ”Başkalarına tüy gibi hafif gelen şey, sana kaya gibi ağır gelecek. En sıradan şey bile sana dik bir yokuş gibi görünecek. … Herkes merdiveninden aşağıya iniyor; sen çarşafını yırtıp parçalarını birbirlerine bağlayarak ip yapacak, sonra bu ipi gece vakti, fırtınada, yağmurda, kasırgada pencerenin altındaki uçuruma sarkıtacaksın ve ip kısa gelirse aşağıya inmenin tek yolu inmek olacak. belli bir yükseklikten tesadüfen aşağıya, bir uçuruma düşmek, ama neyin üstüne? Meçhule.” (2.cilt s. 225) 24. ” ”Mutlu Son”, bu ifadeyi düşünün. Canlılar sonsuzluğu görür; mutlak sonu ise ancak ölüler görebilir. O zamana kadar sevin ve acı çekin, umut edip düşleyin, Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (2.cilt s. 241) 25. ”Sevilmek ne ulvi bir şey! Ondan daha ulvi olan ise sevilmek! Yürek tutkuyla yücelir. O saflıktan oluşur; … Seven biri olmasaydı Güneş sönerdi.” (2.cilt s. 242) 26. ”Sosyal bir yaranın, uçurumun, bir toplumun derinlikleri araştırıldığında, daha dibe inmek ne amandan beri suç olarak kabul ediliyor? … Her şeyi araştırmamak, her şeyi incelememek, yarı yolda durmak, ama neden?” (2.cilt s. 292) 27. ”Ne yaparsanız yapın, insan yüreğindeki o sonsuz kalıntıyı aşkı yok edemezsiniz.” (2.cilt s. 307) 28. ”Mutlu ve saf tutkunun insanı mükemmeliyete götürdüğüne inanmak yanılgıdır; o bizi sadece, daha önce de belirttiğimiz gibi her şeyi unutmaya sürükler. Bu koşullar altında insan kötü davranmayı unuttuğu gibi iyi davranmayı da unutur.” (2.cilt s. 330) 29. ”Ve kim unutabilirdi Aşkın sevimli bir argoda gevelediği Kurdeleleri, çiçekleri, hareli kumaşları, tülleri Gök kubbeyi izlediğimiz o seher vaktini.” (2.cilt s. 441) 30. ”İnsanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir keskinliğin yüreğe sızması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. …Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.” (2.cilt s. 496) 31. ”Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılar üzerinde ise korkunç bir etki bırakırlar.” (2.cilt s. 497) 32. ”Hiçbir şey yağmurla yıkanmış, güneşle kurulanmış, sıcak bir serinlik yayan yeşillikler kadar muhteşem olamaz. …İlkbahar geçici bir cennettir; güneş insana sabretmeyi öğretir.” (2.cilt s. 568) 33. ”Umutsuzluğa kapılan yanılır. İlerlemenin uyanışı kaçınılmazdır ve netice itibarıyla büyüdüğü için uyurken bile yürüdüğü söylenebilir. Yeniden ayağa kalktığında boyunun uzadığı görülür. Nehirler gibi ilerlemenin de daima sakin olduğu söylenemez. Önüne engel koymayın, içine kaya fırlatmayın; engel suyu köpürtür insanlığı kızıştırır. Çatışmalar bundan kaynaklanır…” (2.cilt s. 587) 34. ”Endişelerden biri düşünmek zorunda olmasaydı. Çelişen duyguların yoğunluğu onu buna zorluyordu. Hiç alışık olmadığı düşünme eylemi ona garip bir şekilde ıstırap verici geliyordu.” (2.cilt s. 679) 35. ”Zaten geçmişin zihninde bir belirip kaybolan görüntüleri arasında şaşırdığı tek şey bu değildi. Mutlu olsun, halinden memnun olsun fark etmezdi, hafızanın insanı melankolik bir ifadeyle geçmişe bakmaya zorlayan takıntılarından kurtulduğunu sanmamalıydı. Geriye dönüp silinmiş ufuklara bakmayan bir baş düşünceden de aşktan da yoksundur.” (2.cilt s. 720) 36. ”Sevmek, sevilmek gençseniz ne güzel bir mucizedir!” (2.cilt s. 744) 37. ”Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. Sevmek tamamlanmaktır.” (2.cilt s. 747) 38. ”Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.” (2.cilt s. 799) 39. ”Uyuyor. Tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı Meleğini kaybedince ölüp gitti İşler kendiliğinden olup bitti Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.” (2.cilt s. 837) Sefiller – Victor Hugo ********************************************************** Sefiller (Fransızca: Les Misérables) kitabından sizler için derlediğimiz alıntılar aşağıda yer almaktadır. Keyifli okumalar. 1. ”Doğru ya da yanlış, insanlar hakkında söylenenler, onların yaşamlarında ve özellikle kaderleri üzerinde yaptıkları işler kadar önemli bir etkiye sahiptir.” (1.cilt s. 3) 2. ”Ümitsizce ölecek olan bu adam için ölüm bir uçurum gibiydi. Bu kasvetli eşiğin önünde titrerken korkuya kapılarak geri çekiliyordu. Başına gelenlere tamamıyla kayıtsız kalacak kadar cahil değildi. Onda derin bir şok etkisi yaratan mahkumiyeti, bizi hayat dediğimiz o gizemler aleminden ayıran bölmeyi sağından solundan çatlatmıştı. Hiç durmadan o bölmenin ölümcül gediklerinden bu dünyanın dışına bakıyor ve sadece karanlıkları görüyordu.” (1.cilt s. 18) 3. ”Başkalarının burnunun ucundan ötesi görülemiyorsa, yukarıda olmak neye yarar? Keyifle yaşayalım. Yaşam, hepsi bu…” (1.cilt s. 35) 4. ”Ben hiçliği temsil ediyorum. Adım Hiçlik kontu, senatör. Doğmadan önce var mıydım? Hayır. Öldükten sonra var olacak mıyım? Hayır. Ben neyim? Bir organizmaya eklenmiş bir parça toz. Bu dünyada ne yapacağım? Seçme hakkı benim. Acı çekmek ya da keyif almak.” (1.cilt s. 36) 5. ”Hayvanlar erdemlerimizin ve günahlarımızın gözümün önünde dolaşan simgelerinden, ruhlarımızın görülebilen hayaletlerinden başka bir şey değildir. Bize onları üzerlerinden konuşabilmemi için gösteren Tanrı, hayvanlar sadece birer simgeden ibaret olduklarından onlara kelimenin tam anlamıyla eğitebilecek kapasiteyi tam layık görmedi; bu neye yaradı? Bunun aksine, gerçekliği temsil eden ve kendine özgü bir sonları olan ruhlarımıza zekayı yani eğitebilme imkanını verdi.” (1.cilt s. 204) 6. ”Bazı insanlar sadece konuşma ihtiyaçlarını tatmin etmek için kötülük yaparlar. Konuşmaları, salonlardaki sohbetleri, bekleme odalarındaki gevezelikleri odunu çabuk tüketen sobalara benzer; onlara çok yakacak gerekir ve yakacak malzemeleri de çevrelerindeki insanlardır.” (1.cilt s. 214) 7. ”Toplum bir köle satın almıştı. Kimden? Sefaletten. Açlıktan soğuktan, yalnızlıktan, terk edilmişlikten, yoksulluktan. Acıklı bir pazarlık. Bir parça ekmeğe karşı bir ruh. Sefalet arz ediyor, toplum kabul ediyor.” (1.cilt s. 225) 8. ”İçinde onca çaba harcayarak kurtulduğu fırtına yeniden üzerine çullandı. Birbirlerine karışmaya başlayan düşünceleri umutsuzluğa özgü bir şaşkınlığı bilinçsizliği barındırıyorlardı.” (1.cilt s. 282) 9. ”Yolculuk etmek her an doğup, her an ölmek anlamına gelir. Belki de zihninin belli belirsiz derinliklerinde bu değişen ufuklarla insanın varoluşunu yakınlaştırıyordu.” (1.cilt s. 296) 10. ”Dürüstlük, içtenlik, iyi yüreklilik, inanç, görev aşkı yollarını şaşırdıklarında iğrençleşebilirler, ama bu iğrençlikte bile soyluluklarını korurlardı; insan vicdanına özgü görkemlilikleri dehşetin içinde bile varlığını sürdürürdü: Bunlar yanılgı gibi bir günahı olan erdemlerdi. İçi gaddarlıkla dolu bir bağnazın acımasız ve dürüst sevinci içinde iğrenç bir saygınlığı barındıran bir ışıltı yayar.” (1.cilt s. 345) 11. ”Bu dünyada tepeden tırnağa sarsılarak titreyen iki varlık mevcuttur: Çocuğuna kavuşan anne ve avını bulan kaplan.” (1.cilt s. 558) 12. ”Demokrasinin büyüklüğü insana ait hiçbir değeri inkar etmemesindendir. İnsan haklarının yanında, en azından bir köşede ruhun da hakları vardır. Bağnazlıkları ezmek ve sonsuzluğa saygı duymak, işte yapılması gereken budur.” (1.cilt s. 608) 13. ”Hiçlik yoktur. Sıfır yoktur. Her şey bir şeydir. Hiçbir şey hiçbir şey değildir.” (1.cilt s. 610) 14. ”Yumurcak, bir ulus için hem bir lütuf, hem de bir hastalık, iyileştirilmesi gereken bir hastalıktır; Nasıl? Işıkla. Işık iyileştirir. Işık aydınlatır. Toplumun cömert aydınlığı bilimden, edebiyattan sanattan, eğitimden yayılır. ”İnsanlar yaratın, insanlar yaratın.” Sizi ısıtmaları için onları aydınlatın.” (1.cilt s. 690) 15. ”…Sezar söyleseydi bana Şanla şöhreti Ve söyleseydi Annemin sevgisini terk etmem gerektiğini Büyük Sezar’ a söylerdim Süslü savaş arabasını ve asasını Alıp gitmesini Çünkü annemi sevdiğimi” (1.cilt s. 795) 16. ”Hayat, bahtsızlık, yalıtılmışlık, terk edilmişlik, yoksulluk kahramanları, bazen de ünlü kahramanlardan daha heybetli meçhul kahramanları olan savaş alanlarıdır..” (1.cilt s. 800) 17. ”Kadınların bakışı sakin görünen ama olağanüstü bir güce sahip olan çarklara benzer. Her gün dingince, hiç zarar görmeden ve hiç umursamadan yanından geçilir. Hatta bazen onun orada olduğu bile unutulur. Gelen, giden, düşlere dalan, sohbet eden, gülen kişi aniden kıskıvrak yakalandığını hisseder! Her şeyin sonu gelmiştir. Çark sizi tutar, bakışı sizi ele geçirir. Sizi nerenizden ya da nasıl ele geçirdiğini önemsemeden zihninizden akıp giden bir düşünceden, bir anlık dalgınlığınızdan yakalar. İşiniz bitiktir.” (1.cilt s. 838) 18. ”Bir erkek dibe vurduğunda aynı zamanda her şeyini kaybetmiş demektir. O zaman etrafındaki savunmasız insanların vay haline! İş, ücret, ekmek, ateş, cesaret, iyi niyet, hepsi aynı anda ortadan kaybolur. Dışarıda hava kararırken, içeride ahlakın ışığı söner; erkek bu karanlıklarda kadının ve çocuğunun zaaflarıyla karşılaşıp onları en rezil alçaklara doğru sürükler. O zaman tüm iğrençlikler olasıdır. Umutsuzluk her biri günahlara ve suçlara açılan kırılgan çitlerle çevrilidir.” (2.cilt s. 20) 19. ”Yorgun insanlar dinlenmek istiyor, gerçeklerse güvence talep ediyor. Gerçekler için güvence neyse insanlar için dinlenme de oydu.” (2.cilt s. 110) 20. ”Düşünce zihnin, hayal hazzın ürünüdür. Düşüncenin yerine hayali koymak yemeğe zehir katmaya benzer.” (2.cilt s. 156) 21. ”Geriye tek bir hoş düşünce kalmıştı, o da onu sevmiş, bakışlarıyla bunu belli etmişti, ismini bilmese de ruhunu tanıyordu ve belki de ne kadar gizemli olursa olsun bulunduğu yerde Marius’u sevmeye devam ediyordu. Onu nasıl düşünüyorsa o da düşünüyor olamaz mıydı? Bazen seven her yüreğin yaşadığı o tarifi imkansız anlarda, sadece kederle dolu zihninde sevincin belli belirsiz titreşdiğini hissetti.” (2.cilt s. 157) 22. ”Aslında hiçbir şey göründüğü kadar küçük değildir; doğanın derin gizemlerinin buyruğuna girmiş herkes bunu bilir. Felsefede mutlak gerçeğe varılmasa da, neden de sonuç gibi sınırlandırılmazsa da, derin düşüncelere dalan biri ayrıştırılan tüm güçlerin tek bir bütünde sonlanması karşısında büyük bir çoskuya kapılır. Her şey her şey için çalışır.” (2.cilt s .185) 23. ”Başkalarına tüy gibi hafif gelen şey, sana kaya gibi ağır gelecek. En sıradan şey bile sana dik bir yokuş gibi görünecek. … Herkes merdiveninden aşağıya iniyor; sen çarşafını yırtıp parçalarını birbirlerine bağlayarak ip yapacak, sonra bu ipi gece vakti, fırtınada, yağmurda, kasırgada pencerenin altındaki uçuruma sarkıtacaksın ve ip kısa gelirse aşağıya inmenin tek yolu inmek olacak. belli bir yükseklikten tesadüfen aşağıya, bir uçuruma düşmek, ama neyin üstüne? Meçhule.” (2.cilt s. 225) 24. ” ”Mutlu Son”, bu ifadeyi düşünün. Canlılar sonsuzluğu görür; mutlak sonu ise ancak ölüler görebilir. O zamana kadar sevin ve acı çekin, umut edip düşleyin, Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.” (2.cilt s. 241) 25. ”Sevilmek ne ulvi bir şey! Ondan daha ulvi olan ise sevilmek! Yürek tutkuyla yücelir. O saflıktan oluşur; … Seven biri olmasaydı Güneş sönerdi.” (2.cilt s. 242) 26. ”Sosyal bir yaranın, uçurumun, bir toplumun derinlikleri araştırıldığında, daha dibe inmek ne amandan beri suç olarak kabul ediliyor? … Her şeyi araştırmamak, her şeyi incelememek, yarı yolda durmak, ama neden?” (2.cilt s. 292) 27. ”Ne yaparsanız yapın, insan yüreğindeki o sonsuz kalıntıyı aşkı yok edemezsiniz.” (2.cilt s. 307) 28. ”Mutlu ve saf tutkunun insanı mükemmeliyete götürdüğüne inanmak yanılgıdır; o bizi sadece, daha önce de belirttiğimiz gibi her şeyi unutmaya sürükler. Bu koşullar altında insan kötü davranmayı unuttuğu gibi iyi davranmayı da unutur.” (2.cilt s. 330) 29. ”Ve kim unutabilirdi Aşkın sevimli bir argoda gevelediği Kurdeleleri, çiçekleri, hareli kumaşları, tülleri Gök kubbeyi izlediğimiz o seher vaktini.” (2.cilt s. 441) 30. ”İnsanın içinde bazen bir şeyler çöker. Umut kırıcı bir keskinliğin yüreğe sızması, bazı durumlarda, kişinin kendisine karşılık gelen belli derin unsurları zedelemeden ve parçalamadan gerçekleşmez. …Acının sınırı aşıldığında en sarsılmaz erdem bile allak bullak olur.” (2.cilt s. 496) 31. ”Büyük kederler bitkinlik barındırır. Nüfuz ettikleri insanlar kendilerinde bir şeylerin eksildiğini hissederler. Gençlik üzerinde kasvetli, yaşlılar üzerinde ise korkunç bir etki bırakırlar.” (2.cilt s. 497) 32. ”Hiçbir şey yağmurla yıkanmış, güneşle kurulanmış, sıcak bir serinlik yayan yeşillikler kadar muhteşem olamaz. …İlkbahar geçici bir cennettir; güneş insana sabretmeyi öğretir.” (2.cilt s. 568) 33. ”Umutsuzluğa kapılan yanılır. İlerlemenin uyanışı kaçınılmazdır ve netice itibarıyla büyüdüğü için uyurken bile yürüdüğü söylenebilir. Yeniden ayağa kalktığında boyunun uzadığı görülür. Nehirler gibi ilerlemenin de daima sakin olduğu söylenemez. Önüne engel koymayın, içine kaya fırlatmayın; engel suyu köpürtür insanlığı kızıştırır. Çatışmalar bundan kaynaklanır…” (2.cilt s. 587) 34. ”Endişelerden biri düşünmek zorunda olmasaydı. Çelişen duyguların yoğunluğu onu buna zorluyordu. Hiç alışık olmadığı düşünme eylemi ona garip bir şekilde ıstırap verici geliyordu.” (2.cilt s. 679) 35. ”Zaten geçmişin zihninde bir belirip kaybolan görüntüleri arasında şaşırdığı tek şey bu değildi. Mutlu olsun, halinden memnun olsun fark etmezdi, hafızanın insanı melankolik bir ifadeyle geçmişe bakmaya zorlayan takıntılarından kurtulduğunu sanmamalıydı. Geriye dönüp silinmiş ufuklara bakmayan bir baş düşünceden de aşktan da yoksundur.” (2.cilt s. 720) 36. ”Sevmek, sevilmek gençseniz ne güzel bir mucizedir!” (2.cilt s. 744) 37. ”Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. Sevmek tamamlanmaktır.” (2.cilt s. 747) 38. ”Mutlu olmak korkunç bir şey! İnsan halinden nasıl da memnundur! bunun kendisi için yeterli olduğuna nasıl da inanır! Yaşamın yanlış hedefi olan mutluluğa yönelirken, gerçek hedef olan sorumluluk nasıl da unutulur.” (2.cilt s. 799) 39. ”Uyuyor. Tuhaf bir kaderi olmasına rağmen yaşadı Meleğini kaybedince ölüp gitti İşler kendiliğinden olup bitti Tıpkı gündüzün yerini gecenin alması gibi.” (2.cilt s. 837) Sefiller – Victor Hugo **********************************************************


Leave a Review